Beşiktaş:0 – Diyarbakırspor:0 Spor Yazarlarının Maç Yorumları
05 Aralık 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Spor yazarlarının Beşiktaş-Diyarbakırspor maçına ilişkin yorumlarını sizler için derledik.
Mehmet Demirkol-Milliyet Gazetesi; Trabzonspor ve Manchester United’ın ahı tuttu diyebiliriz. Çünkü hiç kuşku duymadan bu yıl seyrettiğim en tam ve en iyi Beşiktaş’tı. Gol vuruşu kalitesi hariç tabii…
Sergen Yalçın-Fanatik Gazetesi; Liderlik şansını böylesine elinin tersiyle iten bir Beşiktaş olamaz, olmamalı da, o tribünleri dolduran, 90 dakika boyunca takımını yürekten destekleyen taraftara yazık öncelikle… Karşındaki rakibin gücü belli zaten…
Diyarbakırspor’un hem puan olarak, hem de kadro kalitesi bakımından oyunu kendi sahasında kabul etmesi ve kontrataklarla araya bir de gol sıkıştırmayı düşünmesinden daha normal bir şey olamazdı. Buna karşılık sen büyük Beşiktaş olarak ne yapıyorsun, önemli olun bu. Cevap; hiçbir şey…
Haşmet Babaoğlu-Fotomaç Gazetesi; Yine de maçın bir galibi var… Kim mi? Tabii ki, tribünler! Maç öncesinde Diyarbakırspor ve Beşiktaş’ı birlikte çağırıp alkışlayan; Diyarbakırlı seyircilere koro halinde “siyah-beyaz” çektiren tribünler! Boğazına kadar nefret suçlarına ve ucuz düşmanlıklara batmış futbol dünyamız içinde öylesine güzel, öylesine şık davranışlardı ki bunlar, anlatması zor!
Erman Toroğlu-Hürriyet Gazetesi; Beşiktaş 90 dakika boyunca Diyarbakır defansına karşı karşıdan kaç defa doldur boşalt yaptı, kenardan aut çizgisine inip kaç tane orta yaptı. O zaman değil çift santrfor 6 tane santrforla da oynasan hikaye.
Güven Taner-Star Gazetesi; Beşiktaş’ın maça ağırlığını koymasına yetmedi. Panzerler Fink ve Ernst bile yorgun görüntüler verdi. En önemlisi de top kullanmada tedirgindi Beşiktaş! Bu iyi bir belirti değildi. İddialı hale geldiği yarışta ayaklarına bağ olacak bir sorundu. Gol vuruşlarının çoğu bu nedenle golü getirmedi.
Attila Gökçe-Milliyet Gazetesi; Mustafa Denizli, takımına kazandırdığı özgüven duygusuyla beklenenin üzerinde bir sıçrama yaptı… Günlerdir bunu alkışlıyoruz. Ama alkışladığımız bu başarı, belki bir rehavet belki de aşırı baskı yarattı, bilemiyoruz. Bildiğimiz şey, bu takımın bir gün liderliği alsa bile “natamam” bir takım olduğudur. Çok çalışmaları gerek çook!
Asena Özkan-Radikal Gazetesi; Beşiktaşlıları benzerlerinden ayıran duyarlılıkları olsa gerek… ‘Halkın takımı’ olmalarının vardır bir kerameti mutlaka… Beşiktaş yandaşının, gittiği kentlerde terör örgütü ile özdeşleştirilip olmadık hakaretlere maruz kalan konuk Diyarbakırspor’un futbolcularını tribünlere çağırıp alkışlaması, karşılaşmanın da skorun da önüne geçer doğal olarak. Tartışmasız, sporun; dostluk, kardeşlik ve barış olduğunu anımsatan Beşiktaş tribünleri gecenin yıldızı…
Hakan Yaşar-Vatan Gazetesi; Sadede gelelim.. Nobre, Ernst, Nihat, Bobo kalecinin burnundan golleri atamadı. Onlar atamayınca geridekilerin emeğine yazık oldu. Tabii her ne kadar parasızlıktan idman yapamayıp nizami hakkını kullanarak ‘yata yata’ maçı bitirse de D.Bakır en az 1 puanı haketti.
Turgay Demir-Fotomaç Gazetesi; Çarşı grubunun maç öncesi iki takımı birlikte tribüne çağırması harikaydı. Ardından yeşil-kırmızılı tribünler “Beşiktaş”, siyah-beyazlı tribünler de “Diyarbakır” diye İnönü Stadı’nı inletti. Sonunda, dosta, düşmana karşı hep birlikte haykırdılar: “Türkiye… Türkiye…” Stat ya da salon fark etmez, nasıl nefret, nefreti her yerde buluyorsa, sevgi de sevgiyi her yerde bulur. Dün İnönü Stadı’nda bulduğu gibi.
Yemen Ekşioğlu-Fanatik Gazetesi; Maçtan önce Beşiktaşlı taraftar bağrıyordu; “Diyarbakır Beşiktaş el ele, hep beraber tribüne” diye. İki takımı da bütün tribün alkışlıyor ve tek bir slogan “Türkiye bütündür” Diyarbakır seyircisi de mutlu, kısacası herkes mutlu. Ama bu huzurdan mutlu olmayan bir kesim var. Onlar da ‘açılım bitti’ dedi ya dün bütün medyaya. Neyin bitip bitmediğini Güneydoğu’dan gelen haberlerle öğreniverdik. Yine şehitler, yine bölücü terör örgütü, yine katliam… Demekki bu olay çok farklı bir boyutta. Hesap Türk-Kürt meselesi değil.
Diyarbakırspor’u, İnönü’de En İyi Şekilde Ağırlayalım
03 Aralık 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Diyarbakırspor`a bu ligin başından beri Anadolu`nun her şehrinde haksızlık ettiler.
Küfür ettiler, hakaret ettiler, suçladılar, alakasız işlerle andılar.
Sanki Diyarbakır bu ülkenin en güzide şehirlerinden birisi değilmiş gibi.
Sanki Diyarbakırspor`lu oyuncular hepimiz gibi bu ülkenin 4 bir yanından gelmiş oyuncular değilmiş gibi.
Zaten ne olursan ol, nereden gelirsen gel Beşiktaşlı adam için fark eder mi?
Peşinen bütün stadın “Hepimiz Etoo`yuz” diye bağırdığı bir camiada bu tip şeyler fark eder mi?
Sırtına “Mehmetçik Vakfı” logosu almış bir takım için böyle şeyler fark eder mi?
* * * *
İşte bütün bunları ve gerçek Beşiktaşlılığı bütün Türkiyeye göstereceğimiz bir maçtır Diyarbakır maçı.
Yönetim, taraftar ve oyuncular olarak en büyük misafirperverliğimizi göstermemiz gereken bir maçtır.
Başkanımız Diyarbakır yönetimiyle özel olarak ilgilenmelidir.
Kaptanımız onları stad kapısında çiçeklerle karşılamalıdır.
Seyircilerimiz maç öncesinde onlarıda alkışlamalıdır.
Çünkü Diyarbakırsporlular çok haksızlığa uğradılar.
Çok mağdur edildiler.
Hatta bir aralar ligden çekilmeyi bile düşündüler.
Onlara Beşiktaşlının her türlü haksızlığın karşısında olduğunu göstermemiz lazım.
Önce bunu gösterip, sonra haklı bir biçimde güzel güzel yenmemiz lazım.
Maç öncesinde toplam olarak bu inceliği ve nezaketi gösterecek Beşiktaş camiasının maç sonrasında da sorun yaşayacağını zannetmiyorum.
Bu maçta mühim olan tek şey bu “kardeşlik mesajının” bütün Türkiyeye ulaşmasıdır.
Bilmem anlatabildim mi?
ARZU ve KONSANTRASYON
RÜZGAR SAĞNAK/ HABER1903
Ali Gültiken: “Kapasite ve Performans”
13 Kasım 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Beşiktaş`ın son haftalarda zor da olsa üst üste kazanmasından sonra; “Tekrar şampiyonluğa ortak olabilir”, “Kötü oynarken bile kazanıyor” gibi düşünceler gündemde.
Beşiktaş, sezona kötü başladı. Şampiyonlar Ligi`ndeki ve Süper Lig`deki performansı beklentileri karşılamadı. Son haftalarda içerideki seri galibiyetler, Beşiktaş`ı Fenerbahçe derbisini kazanırsa şampiyonluk hedefinin içine sokacak duruma getirdi. Ama skorlara rağmen Beşiktaş`ta oyun görüntüsü hoş değil. Sanki yeni kurulmuş; ilk defa üst üste galibiyetler alan ve bundan dolayı da çok mutlu olan bir takım fotoğrafı veriyor. Takımdaki birçok oyuncu gerçek formundan uzak. Hücum organizasyonları hala yerine oturmadı.
En önemlisi; takım güvensiz ve tedirgin. Aslında sezon başından beri bunların hepsini ortadan kaldırabilirdi Beşiktaş… Çifte kupa büyük bir güven sağlamıştı. Şampiyonlar Ligi`nden ve lig şampiyonluğundan ötürü ek para kaynakları da ortaya çıkmıştı. Hazırlık zamanı da mevcuttu. Bunların hiçbiri doğru kullanılmayınca bugünkü sıkıntılı süreç geldi.
Seri galibiyetler sonrası “İşte yapabiliyor” söylemi doğru bir ifade değil. Bir gerçek var ki; Beşiktaş bu sezon olması gereken yerin çok gerisinde… Geçen sezonun çifte şampiyonu kadrosuna yaklaşık 50 milyon euro ilave harcama yapmış bir takım görüntüsünde değil. Ligde ilk defa şampiyonluğa oynayan, üst üste birkaç galibiyetle bunun baskısını yaşayan bir takım gibi… Kendi futbolunu oynamaktan çok, rakibin peşinden koşup onu durdurup “Fırsat bulursam gol yaparım” anlayışındaki bir takım görüntüsü de aşılamadı.
Bu kadronun potansiyeli bu değil. Beşiktaş`ın hem oyuncu kalitesi, hem de takım kapasitesi çok daha yüksek. Bugün Fenerbahçe`nin olduğu noktada Beşiktaş olmalıydı. Mevcut kalite ve kapasitenin tamamı ortaya konamadığı için sıkıntı yaşanıyor. Şaşılacak olan, Beşiktaş`ın üst üste maç kazanması değil; bu kadar yatırıma, zamana ve güvene rağmen ligde ve Şampiyonlar Ligi`nde böylesine tartışılacak bir noktada olmasıdır.
Ali Gültiken
Güven Taner: “Yalnız Küfür Mü? Sigara Da Var”
13 Kasım 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Bir kısım Beşiktaş taraftarı Başkan Yıldırım Demirören’e söverken ayıp etti, terbiyesizlik etti. Ama yanı sıra ahlakı savunanların yıllardır başaramadıklarını başararak iyi bir sonuç üretti!
Ulusun spordaki şiddeti önleme görevi verdiği birinci derecedeki sorumlular harekete geçip, İçişleri Bakanlığı’nda tam 2 saat toplandılar.
Öncelikle çok güçlü bir ‘komisyon’ kuruldu.
Bu komisyon mevcut “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun” daha etkili hale getirilmesi için çalışmalar yapacak. Bu çalışmalara ilke olacak esaslar toplantıda saptandı. Hepsi yerli yerinde.
Dilerim mevcut yasa hızla güçlendirilir. Ve dilerim yeni yasa UYGULANIR!
Bu arada, yürürlükteki yasanın bir ucundan uygulamaya sokulduğunun örneklerini duymaya başladık. Tribündeki edepsizlere cezalar kesilmekte.
Onların yaptıkları densizliklerin cezasını kulüpler ödememeli. Bu ülkede tribün terörünü önlemenin ilk adımı, cezayı suçu işleyene kesmektir.
Tribünleri çağdaş yapılara kavuşturur, oralara yıllar önce yerleştirilen kameraları işletir ve izler isek, sahaya bir şey atanı, küfür edeni, SİGARA İÇENİ, oraya eğlenmeye, dinlenmeye gelenleri rahatsız edenleri hemen o an cezalandırırsak… Düzelme çok hızla gerçekleşir.
Az önce SİGARA İÇMEYİ de vurguladım. Yasaya göre tribünde sigara içmek yasak. Çünkü zararı yalnızca içene değil, tüm çevresindekilere. Bir kişinin keyfi bin kişiyi rahatsız ediyor, hasta ediyor. İçenlerin kimisi bunun farkında değil, yalnız kendi keyfini ele alıyor, başkalarının haklarını umursamıyor! Böyle bencil olanlar avucunun içinde tutarak içmeyi sürdürüyor. Tribünleri izleyen kameralar onları da saptamalı. Toplum sağlığının bozulmasına aldırmayan saygısız cezasını çekmeli.
Densizler, topluma saygı göstererek yaşamayı bilmiyorsa, toplum onlara bunu öğretmeli.
Tribünden insanların çekilişi, maçların sıklığına, ekonomik sıkıntılara, takımların formsuzluğuna bağlı değil yalnızca. Yanı sıra içinde sigara dumanı ve iğrenç sigara kokusunun da bulunduğu tribün terörüne ve abuk sabuk tribün bağırtılarına bağlı. İnsanlar dinlenip gevşemeye gittikleri yerden yorulup, rahatsız olup, korkular içinde gergin dönüyorlar! Ve bir daha maça gitmenin tedirginliğine düşüyorlar…
Güven Taner
Turgay Demir: “Bu Bomba İmha Edilmeli”
25 Eylül 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Yönetim, Denizli, futbolcular derken Beşiktaş çifte kupa moraliyle güle oynaya başlayacağı sezona kahır mektubuyla girdi… Yetmezmiş gibi Denizli`ye bir kez daha “İçimizdeki İrlandalılar” özdeyişini (!) hatırlatan yönetici açıklamaları da tuz biber ekti… Eldeki kadro sıradan bir takım değil, çifte kupalı şampiyon… Üstelik takviye edilmiş… Normal şartlarda olması gereken daha iyi bir başlangıç ama bin kez yazdığımız sebeplerden dolayı tam tersi yaşanıyor…
Öyleyse ne yapmalı… En başta ciddi bir öz eleştiriye ihtiyaç var… Başkan Demirören ve Denizli`nin yapması gereken bu… Kayıhan`ın o meşhur şarkısını hatırlayıp “Ben nerde yanlış yaptım?” diye kendilerine sormalılar… Bulacakları cevapların ardından da harekete geçmelidirler…
Peşinen söyleyeyim, başkan kendi kendine dürüst cevap verir ve bunları bir yere yazarsa kitap olur!.. Denizli`nin yanlışları daha az… Bu sezon en büyük hatası olayı yaşamaması… Takımın başında sahaya çıkıyor ama ruhu orada değil… Balık baştan kokar misali bu manzara takımı direkt etkiledi…
Eğer başkan ve teknik adam, can simidi gibi imdatlarına yetişen şu aradaki boşluğu doğru değerlendirip, doğru adımlar atmazlarsa kötü gidişin devam etmesi de kaçınılmazdır… Diyeceksiniz ki kılavuzluk yap, çözüm öner… Yeni bir şey yok… Bilinenin tekrarı… En başta takım içindeki `para bombası` patlamadan geri çekilmeli… Nobre, Bobo, Holosko, Nihat, Tabata ve Tello arasındaki uçurum azaltılmalı… Sonrası Denizli`nin işi… Sistemi sadeleştirip, kadroda istikrarı sağlar ve maçları yaşamaya başlarsa gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Turgay Demir / Fotomaç
Itır Esen: “Keder Mi, Kader Mi?”
25 Eylül 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Biz Beşiktaşlılar…
Ortak olarak hissettiğimiz, “umutsuzluk” duygusuyla, birlik olduğumuz, bir zaman dilimi içindeyiz…
Şunu düşünün, bu umutsuzluğumuz;
Keder mi? Kader mi?
“Keder” geçici bir duygu durumudur, 6 aydan fazlası patolojik sonuçlar doğurur.
Ben, geçecek diyorum…
Ama bu umutsuzluğun “Kader” olarak algılanmasına karşıyım…
Her şey, geçen sezona göre çok farklı…
Bunu unutmayalım.
2009 sezonu sonu; Şampiyonluğumuzu ilan ettiğimiz gün; başkaları çoktan, bu senenin planını yapmıştı bile.
Aziz Yıldırım, genel kurulda üç sene üst üste Şampiyonluk sözünü vermişti…
Daha önce kovmuş olduğu Daum’a, güvenerek bu sözü verdiğine herhalde, kimse inanmıyor.
O gece, televizyon kanallarında, “Beşiktaş’ın Şampiyonluğunun” önüne geçen bu haberin, gerçek değeri, bu gün ortaya çıkıyor.
Beşiktaş’ın tertemiz Şampiyonluğu; bir tarafa konarak, görmezden gelindi…
Utanmasalar, bazı yayın kuruluşları, yer bile vermeyeceklerdi.
Hıncal Uluç çıkıp “Ne kadar az Beşiktaşlı varmış, yollar bile tıkanmadı” dedi.
Ben unutmadım!
Ben unutmadığıma göre sizde unutmadınız.
Arkadan, Mehmet Topuz’la anlaşmak üzere olan Beşiktaş’ı, geriye düşürmek, şampiyonluk havasını söndürmek, karıştırmak için düzenlenmiş malum olay patlatılarak, kendine Zafer kazanmış Başkan süsü veren Aziz Yıldırım Beşiktaş’a ikinci golü atmıştı…
Süper Kupayı hakemler eşliğinde alarak, büyük bir moral takviyesi ve verdiği sözü hatırlatarak lige başlayan, Aziz Yıldırım lehine, skor board 3-0’ı gösteriyordu.
MHK’nın Süper Kupa maçından beri, seçme karpuz gibi Beşiktaş maçlarına hakem tayini, komedi filmlerini geçmiş durumda.
Oynadığımız tüm maçlarda yapılan “hakem hatalarını” saymaktan yorulduk.
İddia ediyorum!
Beşiktaş’a penaltı verecek, cesarette hakem, bu lig de yok!
Veremezler, çünkü Beşiktaş’a penaltı vermek özel izin gerektirir ya da mangal gibi yürek…
Geçtiğimiz hafta Galatasaray aleyhine yapılan bir hata yüzünden, medya da, hakemin neredeyse idrardan karakter tahlili bile yapıldı.
TFF’nun kestiği cezaların adaletini tartışacak değiliz.
Yayıncı kuruluşun, Beşiktaş aleyhine olan pozisyonların tekrarını göstermekten kaçınması sizce tesadüf mü?
Aynı yayıncı kuruluşun, ağır ağabeysi, Erman Toroğlu sadece Beşiktaş taraftarının yaptıklarını not etmesini, söylediği sözleri esefle kınıyorum.
Haftalar boyu, Galatasaray seyircisinin, herkesin gözü önünde, Beşiktaş’a ettiği küfürlerin niye notunu tutamadı? Eli mi varmadı? Kulağı mı duymadı?
Erman hocanın, ağzından bir tek olumlu kelime duymadık bu güne kadar,(zaten beklemiyoruz) Şansal Büyüka engel olmasa kim bilir daha neler söyleyecek, ne hakaretlerde bulunacak.
Fakat ekran önünde, iyi polis, kötü polis oyunu oynayanların, samimiyetine hiç inanmıyorum.
Bayramda, Beşiktaş’ın eski menajerinin görüntüleri, nihayet Aziz Yıldırım ile samimiyetini ortaya çıkardı.
Taraftarın şüpheleri boşuna değilmiş yani…
Medyada her gün, abuk sabuk haberler çıkıyor…
Bu gün, güya “Batuhan’a karşılık Sercan” diye bir konu ortaya atarak, yeniden karışıklık yaratmak istenmesi çok dikkat çekici değil mi?
Batuhan, antremanlara çıkıyor, takıma girecek ya!
Yok! Bir huzur verin, rahat bırakın… Çocuğun kafasını karıştırmanın ne manası var.
Başkan söylemiş…
Buna kim inanır, merak ediyorum.
Son 37 yılın, en kötü Beşiktaş’ı dediler…
Açtım istatistiklere baktım…
Evet, 37 sene içinde, en az gol attığı ilk 6 hafta; bu sezon…
Ama Beşiktaş’ın lige çok daha kötü başladığı, ilk 6 haftayla dolu seneler var.
Hatta ilk 6 hafta içinde 2 galibiyet 4 beraberlik aldığı sezon Beşiktaş Şampiyon olmuş. 1981-1982
16 maçlık ilk yarı sonunda Fenerbahçe liderken, Galatasaray 4. Beşiktaş 5. giriyorlar ikinci yarıya. Sezon sonunda, Beşiktaş Şampiyon oluyor. Trabzon 2. Fenerbahçe 3. olurken Galatasaray ligi 11. sırada tamamlıyor.
Demek ki; kötü başlayan her şey kötü gitmez, ya da iyi başlayan her şey iyi bitmez.
Geçen sezon geçerli olan “temiz” lig bu sene olmayacak gibi gözüküyor, ona yapacak bir şeyimiz yok.
Doğruluk, dürüstlük, umut olduğu sürece Beşiktaş bu ligde var olacaktır.
Bütün bu Ali Cengiz, oyunlarını bilenler biliyor…
Bizim taraftar olarak istediğimiz, Beşiktaş’ın kendine yakışır mücadeleyi, Beşiktaş ruhuyla sahada yapmasıdır.
Bunun dışında, dönen dolaplarla, gelecek başarıyı, zaten bünyemiz kabul etmez.
Bu yüzden;
Biz Beşiktaşlılar… Pes etmek yok!
ORTAK OLARAK HİSSETTİĞİMİZ UMUTSUZLUK DUYGUSUNUN “KADERİMİZ” OLMASINA ASLA İZİN VERMEYELİM…
Keder geçecektir…
ITIR ESEN / HABER1903
Ali Gültiken: “Beşiktaşlılık”
25 Eylül 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Mustafa hoca göreve gelmeden önce de ve görevde olduğu süre içerisinde de pek çok kez Beşiktaş taraftarı olduğunu beyan etti. Aslında teknik adamların çalıştığı takımı tutmak gibi bir mecburiyetleri yok. Genel olarak teknik adamın seçiminde bu konu belirleyici de değildir. Mustafa hocanın diğer takımlardaki geçmiş çalışmalarına bağlı olarak böyle bir ispatı yapma çabasını da normal karşılıyorum. Hoca bu takımı şampiyon yapmak için geldi. Tecrübesi ve birikimiyle bunu da başardı. Uzun yıllardır çalkantılı ve sıkıntılı günler geçiren camiada bir şeyler değişiyor diye düşünürken maalesef yeni sezonla beraber işler tekrar karıştı. Tam her şey düzeliyor derken, transferlerdeki kaos ve takım içinde bozulan dengeler, başarısız saha sonuçları yine karşımıza çıktı. Ben hocanın transferdeki kararlarını değerlendirdiğimde görüyoruz ki Mustafa hoca çalışma prensibi olarak tek yetkili ve tek seçici. Yeni sezonda yaptığı oyuncu tercihlerinde hem marka olarak hem de rakamsal olarak ciddi sıkıntılar var. Doğal olarak hocanın istediği oyuncuların kaliteleri, performansları, maliyetleri ve bunlara bağlı olarak elde edilen neticeler sorgulanıyor. Sezonu iki şampiyonlukla kapatan takım çok kısa süre içerisinde ciddi bir irtifa ve güven kaybına uğradı. Taraftarlar ve camia kızgın. Gelinen noktada gelişen olaylardan dolayı da hoca şimdi bıçak sırtında. İşleri düzeltme inancıyla kendisinin istifa etmiyeceğini biliyorum. Ama Başkan ne kadar hocanın arkasındayım dese de ondan vazgeçmesi Lucescu`nun iki dudağı arasındaki evet kelimesine bağlı. Takımın başından ayrılması durumunda arkasında nasıl bir maliyet ve oyuncu kalitesi bırakacağını kendisi de biliyor.. O zaman ben de şunu sormak istiyorum..
SEVGİLİ HOCAM…
Sevgili hocam gerçek Beşiktaşlılık yalnız söylemle mi yoksa gönül verdiğin camianın her türlü kaybına ve zararına günü kurtarmak adına göz yummadan karşı durmakla mı olur?
Ali Gültiken
Ali Gültiken: “Kısa Ara İlaç Olur Mu?”
25 Eylül 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Üst üste alınan mağlubiyetler ve puan kayıpları sonrasında Beşiktaş, Ankaraspor maçını bay geçtiği için lige ara verdi. Bu kısa tatil, baskıdan biraz uzaklaşmak ve gündemin değişmesi için yerinde görülebilir. Fakat ben sıkıtılı dönemlerden sonra en kısa sürede oynanacak ilk maçın her zaman yeni bir şans olduğunu düşünürüm. Çünkü ne kadar kısa süre içerisinde tekrar başarılı bir sonuç elde ederseniz gündemi de o kadar kolay değiştirirsiniz. Aslında her kötü gidişatın ardından oynanacak yeni bir kaç, önemli bir nefes alma ve rahatlama şansıdır. Kısacası, Beşiktaş`ın Ankaraspor ile ertelenen maçı, Beşiktaş`ı gündemden uzak tutmak dışında takıma güven kazandırma açısından bir fayda sağlamayacaktır.
Şimdi önümüzde en yakın CSKA maçı var. Bu mücadelenin Beşiktaş açısından yeni bir çıkış maçı olduğu düşünülüyor. Futbol takımlarının başarıları bir istikrar ve çizgi gerektirir. Tıpkı başarısızlıklardaki süreçler gibi.. Çünkü takımların form yakalamaları veya formsuzluk dönemlerinden çıkışları, bir süreç içerir. Bu süreçler, içinde bir çok başarılı sonucu barındıran bir zamanı gerektirir. Bu da tek bir maçla olmaz. Ama CSKA karşılaşmasına tek maç olarak bakılması Şampiyonlar Ligi açısından önemli. Çünkü bu grupta Manchester United dışındaki diğer üç takımın da ikinci olarak gruptan çıkma şansı var. Biraz daha alt hedef olarak da UEFA Avrupa Ligi`ne devam etme şansları var. Beşiktaş bu hedefleri yakalayabilecek oyuncu kalitesine de sahip… Sıkıntı, bu oyuncuların takım olarak gösterdikleri performansta yatıyor.
BİR SIÇRAMA DEĞİL…
CSKA maçında elde edilecek iyi bir sonuç, Beşiktaş adına bir sıçrama değil, yeni bir sürecin başlangıcı olur. Bu da takımın bundan sonraki lig performansını olumlu yönde etkiler. Çünkü ne kadar birbirinden ayrı tutmaya çalışsanız da çok kısa süre içinde ardı ardına oynanan bu maçlardaki iyi veya kötü sonuçlar, takımı alınan sonuçlar yönünde etkiler.
Tıpkı geçen hafta yaşadığımız hem lig hem Şampiyonlar Ligi kayıpları gibi, bu maçları birbirinden ayıramazsınız. Şimdi sıra bu kötü süreci bitirip, yeni bir başlangıç yapmakta…
Ali Gültiken
Feridun Düzağaç: “Yazarınız Yıllık İznini Kullandığından”
25 Eylül 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

Bu hafta ne desem boş. Ne yapsam da hedef saptırtsam kendime, kursağıma bir gecekondu hızı ile oturan hevesimi unutsam.
Bahtsız bedeviyi çölde bekleyen kutup ayısı hesaabı sen gel yıllar sonra yeniden yazmaya başla ve lakin takımın havlu atsın henüz altıncı haftada. Ah. Editörüm der ki abartmadan 4 bin vuruşta sınırla yazını. 100 milyon kelam etsem anlatamam Beşiktaşlı’nın alın yazısını. Of.
***
Üç büyüklerin ‘altıda altı’ ile başladığı bir sezon yaşıyoruz. Bizimkisi puan cinsinden. Bereket bu hafta Ankaraspor’u 3-0 yeneceğiz ve gol atmış gibi görüneceğiz. Güzel Beşiktaş seyircisi ‘kader, kısmet, nasip, musalla taşı’ diye diye, ramazan ayında gol orucu tutan nurtopu gibi bir takımımız oldu maşallah. Dini bütün acılı arabesk bir camia olduk, dua ile şampiyon olmalar filan. Tövbe estaban kambiyasso derim ben. Elâleme kader, kısmet, Keyta bize lpg’li Ferrari ve som altından Tabata. Başkanımız ile ilgili son noktayı sağduyulu Beşiktaşlı koydu, tayin Antep’e çıktı. Bendeniz de başkanımızın eşi Revna Demirören hanımefendiye yalvarmak istiyorum zira biliyorum ki her başarılı erkeğin arkasında bisiklete binmiş bir talih kuşu ve her başarısız erkeğin arkasında kalbi kırık bir eş vardır. Denizli hocamız şampiyonluğu hanımefendiye ithaf etmişti gözleri dolu idi, benim de. Geçen sezon rakiplerden oldukça geriye düştüğümüz bir haftanın ardından Revna hanımefendinin gözlerinde ‘korkarım sizinle de olmayacak Mustafa Bey’ bakışlarını gördüğünü ve buna ne kadar üzüldüğünü anlatmıştı. Revna Hanım da yaşanan büyük sıkıntıların ardından gelen şampiyonluğa en çok da evin huzuru adına ne kadar sevindiğini paylaşmıştı. Derim ki ‘Hanımefendi sizin yuvanızın ve tüm Beşiktaş camiasının ebedi huzur ve mutluluğu için gereğini yapınız’’ Sonuç ne olursa olsun minnettarız.
***
İçişlerine karışmak tehlikelidir, bilirim. Haddimi aştıysam acıma, ‘Ben 28 hafta boyunca ne yazacam şimdi’ çaresizliğime veriniz. Çok bilen Süleyman Hurma Bey içişlerine karıştığını bildiği için İnönü’de yediği fırçaya ses edemedi. ‘Beşiktaş Fenerbahçe’den transfer ve yönetim dersi almıştır’ derseniz Mehmet Topuz olayını ima ile, kaçırırsanız kantarın topuzunu, alırsınız boyunuzun ölçüsünü. Reva mıdır, revadır. Haklı olmak küfür yemeye engel değil memlekette kendimden bilirim. Şimdi burada iğneyi başkasına, aşkın hançerini kendime batırıp taraftarımıza küçük bir sitem ediyorum: Bu gibi tepkileri o dillere destan pankart hatta punk-art’larınız ile verseniz de takımı strese sokmasanız.
Biliyorum hiçbişey oynayamayan takıma hatta feci formsuz hocamıza gider yapmamak için neye sardıracağınızı bilemediniz ve yağmur yiyip üşüdünüz biliyorum. ‘Saçsız kral’ı alkışlayarak sadece, tepkinin hasını da koydunuz ama sorarım, neden hâlâ formamızı giyen bir futbolcu o yada bu şekilde ıslıklanıyor, biliniz ki siz ‘yeee-ter..’ diye bağırmaya başladığınız an zaten ‘alayına gidiyor’ ve anlaşılıyor her şey. Ayrıca gün gelecek yere göğe sığdıramayacaksınız Tabata’yı. ‘Şezlong yazarı fe ağbiniz’ yanılır da gelmiş geçmiş en iyi en faydalı yabancı, Aleks yanılmaz. Müstakbel Ali’miz, türksel ligimizin sevimli şeytanı
ne buyurdu ‘’Türkiye’deki en iyi yabancı Tabata’dır’’ Rıdvan Dilmen’e ait
lakabı paylaştım diye kızmayınız. Rıdvan hoca bir melek. Gözüm üstünde Pektemek.
***
Toplamı bir Gökhan Gönül etmeyen dört adet sağ bekimiz var. Golcümüz yok. Formsuz hocamız Ekrem’i orada da dener mi acep. Bu aralar en zor iş -hocamızın bu dağınıklığında- Ekrem Dağ olmak. Tavşan Ekrem Dağ’a küsmüş, Çeşmeli Mustafa sanki kendine. Yabancı hakkımızı düşmemeye oynayan toplama bir takıma yapar gibi kullanmaya devam ediyoruz. 11 harflik isminde tek sesli harf olan Barcelona’nın yeni transferi ‘Chygrynskiy’ gibiyiz! Futbola ve arma aşkıyla oynamaya yabancı olmayan tek yabancımız var, gerisi hikâye…
Haldun Üstünel’i kiralasaydık İbrahim Kaş yerine. Haldun Bey demişken Keyta’yı tekvando ve boks takımında da kullanabilirler. Hakem İlker Meral, göremedi heral ama ben gördüm ve çaktım kırmızıyı. Feci halde Cim Bom yanlısı medyamız yazmaz ben ‘dışarıdan’ yazayım dedim. Uzun aradan sonra ilk yazıma içeriden destek veren tüm dostlara içten teşekkür eder, Demirkol’u çakır gözlerinden öperim. Rıdvan’ın Levent Erdoğan’ı kapaklayan yorumunu haftanın lafı, ‘Beşiktaş taraftar duasıyla şampiyon oldu’yu haftanın gafı kendimi de haftanın safı ilan ediyorum. Safinaz’ın Temel Reis’i sevdiği gibi severim seni…
FERİDUN DÜZAĞAÇ / RADİKAL
Cem Dizdar: “Cisse’nin Hayatı ve Eserleri
25 Eylül 2009 Yazan admin
Kategori Basında Bugün, Futbol, Haberler, Köşe Yazıları ve Söyleşiler

“Futbol basit oyundur” derler. Doğrudur. Ama bir şey atlanır, esasen zor alan ‘basit’tir. Erkin Koray bir gün bir barda çalan yetenekli genç kadın müzisyeni dinlemeye gitmiş. Gitarı gayet başarılı çalan genç kadın iki-üç parçadan sonra sahneden inip Koray’a yaklaşarak, “Nasıl çalıyorum ama Baba” demiş. “Çok iyi” demiş Koray. Hakikaten de iyi çalıyormuş. Derken iki-üç parça sonra aynı şey tekrar edince, Erkin Baba çakmış mideye kroşeyi; “İyi çalıyorsun, ama benim çaldığımı çalamazsın.”
Futbol da biraz böyle, kimse öteki gibi oynayamıyor ve genellikle basit oynayanlar sevilmeyen, hakir görülen oyuncular oluyor. Oysa futbolun yükünü, ağırlığını o basit oynamak zorunda olan orta sahalar çekiyor.
Korkarım, basit ve sade oynadığı için şimdilerde Fenerbahçe’de oynayan Cristian Baroni, geçmişte Maldonado’nun gördüğü muameleyi görecek yakında…
Beşiktaş’ta da benzer bir isim Eduard Cisse aynı akıbete uğradı… Basit, sade, işini yapmaya dönük oynayan Cisse’ye hocalar da dahil kimse ısınamadı. Ta ki Fabian Ernst’le birlikte oynayana kadar. İşte tam o dönemde Ernst’in varlığıyla birlikte, aslında o zamana kadar gayet sönük bir futbolcu gibi görünen Cisse bir yıldız gibi parladı. Evet, Beşiktaş’ın şampiyonluğunda Tello’nun ve Yusuf’un ‘patlamalı’ futbolunun katkısı da çok büyüktü. Fakat Ernst’in varlığıyla birlikte aklını, yeteneğini alabildiğine oyuna koyan Cisse’nin katkısı, sanırım en az onlar kadar değerliydi. Biraz ‘gamsız’ görünse de, soğuk, sakin, dengeli tarzıyla şimdilerde Beşiktaş’ın çok ihtiyacı olan biri gibi durmuyor mu Cisse? Bizim işimiz kolay… Maç bittikten sonra konuşuyoruz. Ne var ki, bizi bir teknik direktörden ayıran şey de bu, bizim sonradan gördüğümüzü o önceden görmek zorunda olduğu için koltuklarımız ayrı… Mustafa Denizli’nin de dost sohbetlerinde hayıflandığı bir isimmiş Cisse okuduğum kadarıyla… O nedenle takımımızda oynayan ve işini yapmaya çalışan her oyuncuya ‘ilerlemesi’ için katkı yapmak, bizim mutluluğumuz için onun kendi yıldızını parlatmasına destek vermek, ona yeni fırsatlar tanımak gerek, değil mi?
********
Evet! ‘Irkçılığa Hayır’
Manchester United maçında UEFA yetkililerinin İnönü’ye astırtmadığı pankartlardan birinde ‘No Racism’ yazıyordu. ‘Irkçılığa Hayır’ diyen bu pankartın içeri alınmama gerekçesi pankartın dibine atılan ‘Çarşı’ imzasındaki ‘A’ harfiydi. Tuhaf… Irkçılığın en ağır gadrine uğrayan coğrafyadan gelen birileri ‘Irkçılığa Hayır’ demeyi bir ‘A’ harfi nedeniyle ‘uygunsuz’ buluyor. Bu pankartın içeri alınmaması bile futbolu ve hayatımızı kimlerin yönettiğini göstermesi açısından ibret verici, değil mi? “Futbola siyaset sokmayacağız” safsatası altında buz gibi siyaset yapanlar her fırsatta gözlerimizi bağlamak için ardımız sıra koşturuyor. Onlara inat tribüne gerilemeyen pankartı kendi meşrebimce buraya geriyorum; ‘IRKÇILIĞA HAYIR/ NO RACISM…’
********
Tolunay Kafkas’ın ‘geri’ futbolu!
Beşiktaş’ın oynadığı son Kayseri maçı kimseye değilse en azından bana gösterdi ki, bu ülkede futbol oynamaya çalışmamak bir marifet sayılıyor. Tamam, Beşiktaş iyi oynayamıyor, kabul… Ya maçlarını, memlekete yapılan en son ve en modern statta oynayan Kayserispor, onlar neden oynamıyor? Koca bir ikinci devrenin neresinden baksanız yarıya yakınını yerde yatarak geçiren ve oyunu oynayarak değil, oynamayarak soğutmaya gayret eden bir takımın maçını izlemeye neden gitsin Kayserili? Evet, oynamadan da kazanılır bazen, ama bu modeli tercih edenlerin esasen yapmak istedikleri ‘kaybetmemektir.’ Bendeki imgesi her zaman iyi ve ileri olan Tolunay Kafkas’ın bu tercihinin, futbolu da, hayatı da ‘geri’ye mahkum ettiğini düşünüyorum. Sanırım yanılmıyorum.
********
OKU OKUT! Hemen başla!
Bir hesaba göre memlekette 13 bin antrenör, 700’e yakın da teknik direktör var. Sürekli futbol oynanıp, futbol konuşulan bu ülkede gezegenin en şöhretli hocalarından Jose Mourinho ile ilgili çıkan iki kitap 2000 adet satabilmiş değil. Okumayan, araştırmayan, kendini geliştirmeyen bu ‘hoca ordusu’nun oynatacağı futbol üzerine kafayı ellerin arasına alıp epey bir düşünmek gerek…
********
Mekan; ÇADIR Sahne; KIRIKA
Geçer girmezdim Beşiktaş’taki Çadır’a… Ses düzeni biraz problemli, ama sahnede KIRIKA var, tam takım. 10 numaraları Salih Nazım Peker’in kaptanlığında Yunan iki yabancı oyuncusuyla 7 kişilik KIRIKA, zeybeklerle rebetikolara verkaç yaptırarak gol arıyordu. Ben de kadeh elimde “KIRIKA Gol Gol Gol” diye tezahürattaydım. Afişlerini gördüğünüz yerde girip dinlemeniz, ruhsal menfaatiniz icabıdır.
CEM DİZDAR / FANATİK


